ARAVANA 2.Bölüm

   




  Kapıyı açtığımda iki bardak su, iki tahıllı ekmek gördüm. Şaşırmalıydım belki de ama biri şaşıran duyularımı kontrol ediyor gibiydi. Buradan çıkamazsam duygusuz bir canavara da dönedebilirdim. O zaman gerçekten birine zarar verirdim ve buradan asla çıkamazdım. İnsanların korkuyla saklandıkları biri olurdum. Neden olmasın ,korkuyla saklanmaktan beş yüz kat daha iyidir. Neler düşünüyordum ben ya? Karıncaya incitemeyen aptal ben mi yapacaktım bunları. Kendine gel ,korkaklığın da bir sınırı var. Şimdi cesur olma zamanı. Korumak istediğim biri vardı artık. Koltukta mışıl mışıl uyuyan bu küçük kız bana güveniyordu. Çocuk kalbi, ben olsam bana güvenmezdim. Lakin şimdi hayattaki varlığımın insanlara yararlı olmasının vakti geldi. Yeterince yaşamıştım değil mi? Bu zamana kadar babamın arkasında saklanarak yaşamış olabilirim velhasılıkelam şimdi de bir kadının etekleri altına saklanmayacaktım.

  Derin uykudaki küçük kıza baktım. Burnunun sadece ucu vardı ,devamı yüzüyle bütündü. Gözleri küçüktü ,kirpikleri kısa ama siyahtı. Kaşları kirpiklerine nazaran daha açık renkteydi. Dudakları küçük ve üst dudağı alt dudağından daha az belirgindi. Çenesi dar, hafif sivriydi. Alnı yüzüne oranla epeyceydi. Kahvemsi saçları beyaz teniyle tezattı. Uyurken sakin görünmesine rağmen kederliydi. Yavrucak, ne kadar uykusuz kalmış olmalıydı ki hala uyanmadı. Yaşadıklarını kabullenememesi gerekirken ,bunları atlatmış ,annesini unutmamayı amaç edinmişti. Babası neredeydi acaba? Ne yapıyordu? Karısı ve kızını bırakmak için nasıl bir gerekçesi olabilirdi? Babasının babası yüzünden' demişti. Onun yanında olup ,kendi ailesini mi feda etmişti. Yada babası onu da bir yere mi hapsetmişti? Kendi babamı düşündüm de ne yapardı acaba? Başka insanların çocuklarına acımasız davranmıştı ama bana karşı asla zalim değildi.

  Yıllardır merak ettiğim ,üstüne çok kafa yorduğum bir konuydu bu. Kadın yada erkek, anne yada baba sıfatlarına ulaştığı zaman; neden sadece kendi çocuklarını düşünürlerdi? Benim nazarımda, bu sıfatlara erişebilenlerin karıncayı dahi incitememe özelliğine sahip olmaları gerekirdi. Dünyaya mucize bir varlık getirebilen anne, neden başka bir mucizeyi düşünemezdi. Mucizesi için gece gündüz çalışan baba nasıl bu kadar zalim olabilirdi? İnsanlar, kötülükte şeytanla yarışmaya başladıkları vakit durdurulamazdı. İyiliğin verdiği mutluluğu bilemeyenler, kötülüğü elzem sanmaya başlardı. Dayanabiliyorsak bazı şeylere, inançlarımızın bizi manevi yargılanmaya götüreceğini umut ettiğimizdendir. Son yıllarda unutsak ta birlikte huzurlu ve güvende yaşamak için düzene ihtiyacımız vardı. Sosyal düzen kurallarında ;ahlak, din, görgü kuralları hukuksal olarak sadece manevi yaptırımlarla karşılık bulur. İstisnalar hariç. Birlikte yaşayacaksak , kişinin karşıya olan ödevlerini yerine getirmesini beklediğimiz gibi kendimize olan ödevlerimizide yerine getirmemiz gerekir. Getiremeyişimiz bizi zor zamanlara iter. Bu zor zamanlarda bizi elem ve kederden kurtaracak olan tek şey inançlarımızdır. İyilerin sonu ,kötü bitse de bir yerlerde onları iyi bir şeylerin beklediğine emindim. Öyle olmalıydı.

  Bu durumdan kurtulmak için elimden geleni yapmalıydım. Uyandırsam mı ,uyandırmasam mı diye kararsızdım. Su ile ekmek ona da iyi gelecekti. Uyku iyiydi elbette. Kesinlikle uyumasına izin vermeliydim. Gündüzleri büyük tehlikeler yoktu, yani henüz. Geceleri uyanık kalmalıydı ki bu trajediden en az hasarla çıkabilelim. Evin rutin kontrolüne başlamalıydım. Ama bu kızı burada bırakamazdım. Kapıyı güçlendirmeliydim. Önceliğim buydu. Hızlıca mutfağa göz gezdirdim. İşime yarar aletler mutlaka olmalıydı. Çekmecelerde kilitleme yada sağlamlaştırmama yarayacak bir şey bulamıyordum. Ne yapmalı, ne yapmalı? Birkaç demir askılık gözüme ilişiverdi. Bunları kapıya monteleyip, aralarından metal bir cisimle sürgü sistemi kurabilirdim. Bunları bulmuştum ama şimdiki sorun herhangi bir çivi ve benzeri aletin olmayışıydı. Raptiye mi o? Bir dakika bunlar belki işime yarayabilirdi. En azından çivi bulana kadar. Masatımı da alıp odaya döndüm. Ses çıkarmamaya gayret ederek ,bulduğum aletleri monteleme işlemine başlamalıydım. Demir askılıkları karşılıklı olarak birbirine geçirip sabitledim. Raptiyelerle tutturmayı amaçlamıştım ama pek tutunacakmış gibi durmuyordu. En fazla yüksek ses çıkarmaya yarardı, zorlandığında . Yani bunu sökebilmek için çok zorlanmayacaktı gelenler. Tekrar mutfağa dönüp yemek bıçağı alıp acemice yaptığım sürgüme yerleştirdim. Çekmeceleri karıştırmaya devam ettim. Bunu bulduğuma inanamıyorum, çekmecenin arkalarına doğru elimi attığımda yeni bir onluk çivi buldum. Bununla da kilitlemeye yarayacak bir düzenek yapabilirdim. Tahta kaşıkların ek kısa ve en kalınını alıp odaya döndüm. Bir kenarına daha yakın olacak şekilde kapıya paralel ,yukarı bakacak pozisyonda tam ortasından çiviledim. Diğer kenarını indirdiğimde kapı açılmıyordu. Yukarı kaldırdığımda ancak açabiliyordum. Bu raptiyelerden daha akıllı işi gibi duruyordu ve daha sağlamdı. Neyse ikisi de kalsın ,ne olacak.

Kendimce sağlamlaştırma yöntemlerim bittiğinde, yavrucağın yanına gittim . Hala derin uykudaydı. Ayaklarının dibine ilişip, biraz dinlenme izni verdim kendime. Kapıya bakıp, kendimle övünmeye karar verdim. Kendin yap işlerini severdim oldum olası. Kendi evimde de bir şeylerle uğraşırdım küçüklüğümden beri. Bulduğum tahta parçalarını birleştirip oyuncak yada ev eşyası yapardım. Babam küçük bir çekiç ,mini testere, tornavida seti falan almıştı bana. İlk seferimde küçükçe bir masa yapmıştım peşini raflar, sandalyeler, atlar takip etmişti. Büyüdükçe, avlulu evdekileri yapmaya başladım. Ortadaki su düzeneğine epey kafa yormuştum. Sedirleri de benim yaptığıma inanır mıydılar acaba?

  Gözlerimi yeniden açtığımda yanımdaki kadının uyumuş olduğunu fark ettim. Bende uyumalıydım. Zihnim o kadar karman çormandı ki, şimdi uyursam en az iki gün sonra uyanırdım. Bu onun içinde benim içinde iyi olmazdı. Bana benziyordu. Belli ki sıkıntılı bir evi ve hayatı vardı. Tabi bu dönemde kimsenin evi güllük gülistanlık değildi. Yine de bir şekilde devam ediyorduk. Saçlarından bir tutam kurtulmuş yüzüne düşmüştü. Yüzünden çekebilmek için kendimle cebelleştim. Elim havada bekliyordu. Yavaşça tutama doğru hareket eden elim karıncalanmaya başladı. Dokunuşumla mızmızlansa da uyanmadı. Yüzünden çektiğim saçlarıyla kalbim kıpır kıpırdı. Bu an hiç bitmesin istiyordum. Yüzünü belleğime kazımalıydım. Nefes alış verişindeki düzen ,kalbimi huzurla dolduruyordu. Şimdiye kadar neredeydi acaba bu kadın? Bir anda gözlerini açınca afallayıp gökyüzüne döndüm. Neden yaptım ki bunu? Kötü bir şey yaparken yakalanmış gibiydim. Saçmalık. Yüzümü ona döndüm. Konuşmamı bekliyor gibiydi.

"Uyandırdım mı?" diye sorduğumda hafif bir tebessümle doğruldu . Hayır ,hayır gidecek miydi? Sırtını dikleştirip, esnedi. Ah ,ne kadar işveli yapmıştı bunu. Yoksa bana mıydı bu? Aptal gibi sırıtıyordum galiba?

"Hep böyle misin? Kendini bu kadar açık edip mi geziyorsun?" evet kolay bir adamdım. Duygularımı saklamak aptalca geliyordu. Onca yaşanılan şeyden sonra, gerçekten gerekli miydi? Bazı şeyler için yeterince geç kalmamış mıydık? Mutluluk gibi.

"Sen belli etmiyorsun, en azından bir tarafın belli etmesi iyi olmaz mıydı? O yaşı geçtiğimizi düşünüyorum, sence de öyle değil mi?"

"Haklısın, belki de o yaşları biraz hızlı geçtik. " hafif bir tebessüm görür gibi oldum. Çabucak soldu yüzü. Cildi yaşını belli etmiyordu ama gözleri cildine nazaran parlaklığını kaybediyormuş gibiydi. Bu kadının acayip bir albenisi vardı. Ne olduğunu hala çözebilmiş değildim.

  Etrafı incelemeye koyuldu. Bu beni biraz tedirgin etti. Sanki bir daha gelemeyecekmiş gibi bakıyordu. Belki de onu inceleyebilmem için bana fırsat veriyordu, zira öyle yapıyordum. Hiç konuşmadan da durabilirdik. Fazlasıyla yeterdi. Gereksiz göz kaçırmaların, sürekli aynı kelimelerin ziyanı yoktu!

"Bu zamanlar o kadar değerli ki, hiç bitmesin isterdim." deyiverdim. Bebeğim benim diğer adım karizma dur bak daha neler derim sana. Belki de bu kadar basit olmam kadınlara çekici gelmiyordu. Sebebi de olmayabilirdi. Gülmesini isterdim ama o daha da koyulaştırdığı gözlerle bir anlık bakışıyla beni ezdi. Bunu beklemiyordum ah bu kadında neydi böyle? Uyuz kadın.

"Her güzel şey bitmeli mi sence?" sorusuyla anlık afallasamda ,ilginç bir şekilde söylemişti bu kalıbı. Bu bağnaz bir düşünce bana göre asla katılmıyordum.

"Bence insanlar varıda kendileri ortaya koyar, yoğuda kendileri tüketir. Evet kasvetli bir ortamdayız ama sadece insanız. Bir gün elbette öleceğiz, peki, bu yüzden değer mi kalan zamanlarımızı yoklaştırmaya. Eskiye dönemeyebilirdik ama böyle değil miydi dünya zaten. Sürekli yıkımların ortasından açmadı mı en güzel çiçekler. Kalanlar sadece yaşamamalı ,yitenlerin olmadığına da değmeli. Asla bencil olalım demiyorum ama yaşamaya değer ne olursa olsun hayat."

"Evet bence de yaptığımız şey tam olarak bu ,sadece yaşıyoruz." ah benim hem uyuz hem mutsuz karamsarım. Bıraksan mutlu olsak demiyorum birlikte sadece yaşasak. Bıraksan birlikte mutsuz olsak. "İçini sıkıyorum, değil mi?" asla böyle farklı psikolojide olduğu anlar bile güzeldi.

"Neden böyle düşünüyorsun?" belki de konuşmak yerine ona kendini anlatması için fırsatlar vermeliydim. Bu sayede bende onu anlayabilirdim.

"Sence açık değil mi?"

"Hayır." cevabım ona saçma gelmiş olmalı ki kaşlarını çattı.

"Böyle boktan bir döneme denk gelmekte bizim şansımız olmalı . " durdum devam etsin diye bekledim. "Gençliğimizi hatırla farklı olduğumuzu düşünmüyorum. Mutlu zamanlarımı hatırlıyorum. Tanıdığım insanların ne kadar cani olabileceğini öğrenmediğim zamanları. Biliyor musun bana öyle geliyor ki, biz mutluyken bile dünya berbat bir yerdi. Biz bu yüzden battık. Ses çıkarmadığımız için onlardan aşağı kalır yanımız olduğunu düşünmüyorum. Ağlıyor musun ? Ne? Özür dilerim. " lan ağlıyor muyum ben . Gözüme bir şey mi kaçtı desem yok o kadarda düşmeyelim şimdi.

"Seni üzen şeyleri yok etmek isterdim. "

"Bunu yaparsan daha çok üzülebilirim. " ne demekti diye bu düşünmeyeceğim asla. Elini niye kaldırdı şimdi. Bana doğru yaklaşıyor o el. Bana . Nefes dahi almıyordum. Küçük sağ eli sol gözümde asılı kalan gözyaşımı sildi. Kalp atışlarımı duyuyor muydu acaba. Elini tuttuğumda bir anlık irkildi ama çekmedi. Bu beni biraz cesaretlendirdi. Artık erkek gibi davranmak vakti. Elini alıp kalbimin üstüne koydum. Ne yapacağımı kestiremiyor ama bekliyordu . Aslında bende bilmiyordum ne yapacağımı. Yanlış bir şey yapmamalıydım. Gerek yoktu bana onla olmak yetiyordu. Sadece onu hissetmek bile mükemmeldi. Biraz kendime çekince geldi, ne istiyordu acaba. Dikkatli olmalıydım. Diğer elimle yanağına ulaşmaya karar verdiğimde gözlerini indirdi. Aha işte buraya kadardı. Gözlerini tekrar kaldırdığında hızlı hamlelerle dumura uğradım. Çabucak bir şekilde nefes verip dudaklarını dudaklarıma değdirip uzaklaştı. Hay ben bu işi. Bunu sen istedin bunda anlaşalım. Benden ümidi kesmiş olmalıydı ki kafasını çevirmeye yeltendi. Kafasını avucuma yerleştirip dudaklarımı dudaklarına bastırdım.


  Dürtüyle irkildim. Yavrucak uyanmış beni de uyandırmaya çalışıyordu. Kendime gelmem gerekti. Aptal böyle mi koruyacaktım bu kızı. Akşam olmuş bile. Kapıya hızlı bir bakış attım. İçler acısı duruyordu ama idare etmeliydik. Geçirmemiz gereken lanet bir gece daha. Bakalım bu gece misafirlerimizle neler yapacaktık.

"Ne zaman uyandın, su ile ekmek vardı senindi onlar, yedin mi? ."

"Evet yedim. Çok acıkmıştım senin olmadığını düşünerek mideye indirdim." dişlerini göstererek sırıttı. Sonunda çocuk gibi davranmaya başladı. Merak etme seni koruyacağım . Elimden gelenin fazlasıyla. Ona sarılmak onu avutmak istiyordum. Burada olduğu için bu ufaklığa minnettardım. Bana yaşamam için bir sebep verdiği için . Yaşamış olmama değmeliydi bu hayat. Saçlarını okşadım buna izin verdi bununla beraber ağlamaya başlaması kalbimi derin bir hüzünle sarstı. Ben üzmek istemedim. Hayır, lütfen. Lanet olsun bu daha çocuktu. Annemin yaptığı gibi sırtına vurmaya başladım. Şıştt, pışt pıştlamamla ağlamaları iç çekişlere çevirdi . Ayağa kalkıp odanın içinde gezdirmeye başladım . Kucağımda sallayıp sakinleşmesi için "ben buradayım, korkma" diyordum. Kafasını boynumun oyuntusuna yerleştirince ağlama sıramın geldiğini hissettim. Ben kocaman halimle babamın korumasında yaşarken bu küçük kız... Uyuyakalmıştı ama ara ara iç çekiyordu. Koltuğa oturup kucağımda uyumasına izin verdim. Gece boyunca ne gelen vardı ne giden. Belki de herkes bu düzene alışmış yaşıyordu. Belki de bende alışmalıydım. Bu küçük kızla burda yaşamalıydım. Dışarısı ne  kadar güvenli olabilirdi ki?

  Sabahın ilk ışıklarıyla uyandığımda gecenin sorunsuz geçmesine sevinmiş, keyifli bir haldeydim. Ufaklık, kaşları çatılmış halde derin uykudaydı. Yavaş hareketlerle onu koltuğa bıraktım. Kapıya yönelip suları ve ekmek dilimlerini aldım. İçeri koyduktan sonra tekrar kapıya yöneldim. Dışarıda bir tur atacak neler olduğuna bakacaktım. Esas hedefim arkadaki odayı keşfetmekti. Evin etrafını iyice kolaçan edip ,tehlike olmadığına ikna olduğumda arka tarafa yöneldim. Çalılar ve kayalardan ibaret olan bu arazi hayli ıssız görünüyordu. Evin arka tarafını dolandığımda bulmayı umduğum şeyi göremedim. Odaya benzer bir bölüm yada kapı yoktu. Pencereler baya yüksekti evet güvenli yükseklikteydi. Duvarı el yordamıyla aramaya koyuldum. Ağır ağır yapmak zorundaydım hem çok fazla hareketlilik olmamalı, hem de gözden kaçırmamalıydım. Gizli bir kapı olabilirdi, yada gömme bir oda. Duvarı incelemeye başladım.

  Birden çizgiye benzeyen aralık keşfettiğimde doğru yolda olduğumu anladım. Çizgiyi tamamladığımda karşıma çıkan şekil sadece bir kısa bir uzun çizgiydi. Kapı varsa da tek kenarı olmalıydı. Etrafımda bir hareketlilik hissettiğimde ,sırtımı duvara yaslayıp göz gezdirdim. Lanet olsun ne zamandır buradaydım? Ufaklık uyandıysa ya? Bende tek başına mı bıraktım, off, bazen kendime bir çakasım geliyordu. Etrafımı hızlıca gözetledikten sonra öne doğru ilerledim, en elzemi de kapıyı açmaktı. Koltukta değildi. Beynime hücum eden düşüncelerden sıyrıldım, evdedir hemen kötü düşünmemeliydim. Olsaydı duymuş olurdum, yani umarım. Kapıdaki yontma taş devrinden kalma kilitlerimi görevlerine döndürdüm. Mutfağa kısa bir göz atıp üst kata çıktım. Onu bulduğum odanın önünde durup dinledim. Ölüm kadar sessizdi her yer elbette.

"Ufaklık."

"Ufaklık, neredesin?" hadi burada ol lütfen.

"Benim, korkma. İçeri geliyorum." hala ses yoktu. Aklımı kaçırmama gerçekten ramak kaldı. Kapıyı açamadım ,demek ki arkadan kilitliydi. Bu içerde demekti değil mi?

"Ufaklık!!!" aç artık şu lanet kapıyı. Lütfen... Lanet olsun. Lütfen..

   Beynim uyuşmaya başlamıştı, kafam da zonklayan düşüncelerin yerini boşluklar alıyordu. Ufaklığa bir şey olduysa, devam edemezdim. O benim yaşama hevesimdi. İlk defa işe yarar hissediyordum kendimi. Devam edemezdim hayır onsuz olmazdı. Kendi cehennemimde yanıyordum. Tarifsiz boğuşmalar göğüs kafesime doğru baskıyı arttırıyordu. Boğazımdaki hırıltılar gözyaşlarımla tuhaf bir birliktelik oluşturmuştu.

   Son kez kapıyı zorlama girişiminde bulunacaktım ki kapının arkasından tıkırtı sesleri geldi. Saniyenin onda biri kadar kısa süre içerisinde içimde havai fişekler patlamaya, korku öbekleri oluşmaya, sonucun ne olacağını kavramaya dair teorilerim belirginleşmeye başlamıştı. Lütfen sen ol ufaklık lütfen. Kilitli kapının arkasından minik bir ses geldi.

"Ufaklık, benim ben aç kapıyı. Korkma benim. " öncelikle korkan bendim. Küçücük bedene tutunuyordum. Benim yaşama hevesime. Her şeyimi sana adamaya o kadar hazırdım ki. Yokluğunu düşünmek ,kestirmeden ölümü düşünmekle eş değerdi. Kapının açılma sesiyle kalbim tarifsiz bir mutlulukla doldu.

  İşte karşımdaydı, ufaklık, miniğim. Beni gördüğünde gözlerindeki parlama ,mutluluk benimkiyle hemen hemen aynıydı. Bir anda boynuma sarılması beni hazırlıksız yakaladı ve gözyaşlarım , onlara izin vermediğim halde birlikte akmaya başladı. Onu kucaklayıp aşağı kata indim. Tekrar koltukta yerimizi aldık. Önümüzde atlatmamız gereken lanet bir gece daha vardı. Ama bu ufaklık varken her şeyi yapabilirmişim gibi geliyordu. Bir anda babamın sözlerini hatırladım.

  "Şimdi benim için kötü şeyler düşünüyor olabilirsin oğlum. Zalim ve kötü biri olduğuma kesin gözüyle bakıyorsun. Evet ,haklısın. Öyle biriyim. Bir gün kendinden çok sevdiğin birini korumaya çalıştığında beni anlayacaksın. Bunlar kesinlikle bahane olarak gelmesin sana. Kendimi aklamaya çalışmıyorum. Ama dünya geri dönülemeyecek biçimde kötülüğe bulanmış durumdayken sizi ancak böyle güvende tutabilirdim. "

   Belki de babamın da o kadar zorluğa dayanmasında ki en önemli etken bizdik. Bu ufaklık olmasaydı ,yada o kadın, ben de dayanamazdım yüksek ihtimalle. Ufaklık hiç konuşmuyordu. Neden ordaydı? Ne olmuştu? Ben dışardayken biri mi gelmişti? Bunlar şimdi mi geliyor aklına mankafa. Usulca sormalıydım.

   "Neden yukarı çıktın?" Devamını soramadım çünkü daha fazla ürkek minik yüreğini korkutmak istemedim.

  "Uyandığımda sen yoktun". Ahh tabi ki elbette. Ben mankafa iz sürüyordum. Sanki hazine bulacaktım.

  " Özür dilerim, bir daha seni yalnız bırakmayacağım."

   " Annem de öyle söylemişti. Sende beni onun gibi yalnız bırakacaksın."

   "Hayır ,asla < bende emin değildim ama bırakmayacaktım>. Birlikte çıkacağız bundan sonra. Burayla ilgili ne biliyorsun başka anlat bana? Daha ilerisinde neler var hatırlıyor musun? Yavaşça düşün ve bana cevap ver. Burası nasıl bir yer yada bir çıkışı var mı? Annen sana neler anlattı. Her şeyi bana anlatmalısın, küçüğüm. Buradan birlikte çıkacağız."

    "Annem bana pek bir şey anlatmadı açıkçası sürekli dikkatli olduğu için konuşamıyorduk. Sadece babam ve annemi bir kez konuşurken duymuştum. Burayı o yaşlı bunak akvaryuma çevirmeden falan bahsediyordu. İçindeki insanlar da onun aravanalarıydı. Çıkış var mı emin değilim. Babam çıkmak için plan yapıyordu annemle ama ben bilmiyorum hiç birini. Sonra zaten babam gitti ve annem öldü..."

    Son kelimeleri o kadar cansız söylemişti ki , duyduğu acı karşısında ezildim. Demek burası hapishane değil bir akvaryum öyle mi? Bizde birer pahalı balığız. Hayatımda bu kadar saçma ve aptalca şey çok az duymuşumdur. Daha vahşilerini, duygusuzlarını görmüştüm ama bu alakasız olgunun akla mantığa yatar tarafı pek yoktu. Lanet olsun şimdi hatırladım, uyku ve uyanıklık arasındaki o ilk gecelerimde bunu duymuştum. ' Uyanmadı mı hala ,'derken Aravana diyorlardı. Biz bir zenginin lüks balıkları mıyız şimdi? Gülmeme engel olmaya çalışıyordum ne yani bu yüzden mi her sabah ekmek ve su veriliyordu. Haha bu espriyi bulan her gün bize gülüyordu yani .

  " Burada sadece evimiz vardı . Başka hiç bir ev yoktu burada." Kafamda düşünceler cirit atarken minik sesiyle araya girdi . "Babam bu yüzden seçmişti burayı. Nasıl olduysa babası öğrendi burada yaşadığımızı" ne görmüştü böyle büyükbaba demeyecek kadar nefret ediyordu. Aaah annesi. Kesinlikle yeterde artar bir sebep. Ahh Annem. Ne yapıyor bensiz. Yaşıyor mu? Onu bulmalıydım, ona dönmeliydim. Burada unuttuğum anlar oluyordu annemi ama dayanmamı sağlamalıydı beni beklediğine dair içimde oluşan his.

  "Amca, ne düşünüyorsun?" Amca mı?

  "Buradan ikimizde sağ çıkacağız merak etme ve sana hiç bir şey olmayacak. Seni asla bırakmayacağım. Ne olursa olsun. Buradan çıktığımızda söz veriyorum babanı da bulacağız. " umut etmeliydi. Ölmüş de olabilirdi ama bunu düşünmek ona hiç yardımcı olmazdı. Allah aşkına daha el kadar yavrucak bu.

  "İsmin ne ufaklık?"
  
  "Bennara, amca senin?"

  "Duyonkan. " " Hadi uyu bakalım, sabaha buradan gitmeliyiz". dediğimi ikiletmedi ve omzuma bıraktı kendini. Kalbimin attığını unutuyordum ve Bennara bunu hatırlamamı sağlıyordu. Ne kadar minik ve hızlı atışlar. Düşünmeliyim.. düşün.. düşün.. Doğuya mı git demişti neydi ne demişti o kadın. Doğu neresiydi sabaha kadar uyumamam lazımdı. Geldiğim yeri bulabileceğimi sanmıyordum. Müthiş izcilik becerilerimde yoktu.

   Kapıya geldiğimde kalbim hissedemeyeceğim kadar hızlı atıyordu. İçerideyse dünyanın en mutlu insanı olurdum. Bütün hafta boyunca buraya geldiğimde, hiç azalmayan bu heyecanıma çare bulamadım. Derin nefes aldım ve kapının koluna uzandım. Vücudumda aşırı kan pompalanmasıyla birlikte ,ateşim çıkıyordu. Yüzümde yankılanan ateşin soğuk yanığı gibi acısıyla beraber atak yaptım. Kapının kolunu indirdim ve evet lanet olsun yine kilitliydi. Yine yoktu. Ne bekliyordum ki? Hadi ama şaka mısın dostum? Elbette gelmezdi. Cebimdeki anahtarı bulmak için hiç bir efor sarf etmedim. Geri mi dönsem acaba diye düşünmedim de değil şuan. Yapacak daha vasat uğraşlarım olmadığından anahtarı yuvaya yerleştirdim ve kapıyı ittim.
Holün girişi artık sıkıcı gelmeye başlamıştı. Halbuki o burayı hayran hayran izlerken kendimle gurur duymuş ve büyülenmiş gözlerinin karşısında mest olmuştum. Ayakkabımın ucuyla toprağı, küçüklüğümdeki gibi çıkartmaya çalışmak için delmeye başladım.

  Tam o sırada, zaman havada dondu ve kafamı kaldırma ihtiyacı hissettiğimde kalbime dolan manzarayla nefesim kesildi. Ordaydı. Holün sedirinde yalın ayaklarıyla bağdaş kurmuş beni izliyordu. İnanamıyorum bu kadın benim sonum olacak, yemin ediyorum sonum olacak. Mutlu muydu ,mutsuz muydu çözemiyordum. Karşımda Mona Lisa tablosu gibi dursa da , bana göre dünyadaki en kıymetli eserdi. Aptal sırıtışımın yüzüme yayılmış olduğunu anlamam yine zaman aldı. Öne doğru adım attığımda irkildi ve huzursuzlandı. Olduğum yerde kaldım, hey, buda neydi şimdi? Neden bunu yaptı? Kafası çok doluymuş gibi duruyordu, kaşlarını çattı ve gevşetti. Vücudu da onunla birlikte gevşedi. Kafasını hafif sağa yatırıp, yarım ağız gülümsedi. Ahh minik şeytan seni, aklımı nasıl başımdan alabileceğini biliyordu. Fırsat bu fırsat deyip adımlar atmaya başladım.

  "Yakalandım" dedi o cıvıltılı sesiyle. Bugün ne güzel görünüyordu ne sıcakkanlıydı. Sedirde yanına çöker çökmez aramızdaki ısı dalgası beni hazırlıksız yakaladı. Elini tuttuğumda hiç irkilmedi ve hoşnutluğunu belli edermiş gibi gözlerime bakıyordu. Lütfen bu zamanı dondurabilir miyiz artık? Burada aptal sırıtışımla beraber yüzüne aylarca, yıllarca , dünya üzerindeki bütün zamanlarca bakabilirdim.

    "Biliyorsun burası artık senin de evin" daha sofistike bir kelime seçemezdim galiba. Neyse, keyfini bozamazmışım gibi gülümser göründü gözüme.

   " Yine de yakalandım. "

   " Neden yoksa beni istemiyor muydun"

   " Aslında seni bekliyordum, gelmeni umut ediyordum ki geldin."

    "O zaman iyi ki gelmişim, seni çok özlemiştim. Aslında ben her gün buradaydım ama sen bugün geldin." Bir anda yüzü kızardı ve gözlerini aşağıya indirdi. Yalın ayaklarını görünce daha da kızardı ve ayaklarını kendine çekti.
  
  " Ne , ne oldu ?" dedim.

  "Şey mmm ben aslında üç gün öncede gelmiştim. " dedi ve ben artık dayanamadım. Kollarımı açıp kendime doğru yumuşakça çektim. Koynuma başını koydum ve saçlarının çiçek kokusunu içime çektim. Minik kikirdemesiyle bana bahşettiği ahenk dolu cıvıltısı kulaklarımı doldurdu.

  "Benimle kal lütfen" dediğim  zaman korktuğum tepkiyi verdi. Donup kaldı yine. Hadi ama be kadın biz bunları aşmadık mı? Yüzünü ellerimin arasına alıp ,burnuna küçük bir öpücük kondurdum. Yanakları daha da al al olmaya başlamıştı. Bu çok nefis bir görüntüydü. 
  
  "İstiyorum." devamında "ama" ile başlayan cümleler bekledim ama gelmedi. Neyse madem kalmayacaktı bu anı bozmamalıydım. Sağ yanağını öptüm ve gözlerini kapattı...

  Boşluktan düşüyormuşum gibi ciğerlerime hücum eden korkuyla aniden gözlerim açıldı. Nefes nefeseydim. Bennara'nın sıcaklığı boğucu olmaya başlamıştı. Koltuğa yatırdım ve üzerini örttüm. Doğrulduğum gibi camdan dışarıya göz attım. Evet doğu sağımızdaydı. Kapıyı açıp ekmeklerle suyu aldım. Mutfağa gidip şişe ve küçük poşet aldım . Yola çıkmalıydık ,kaybedecek vaktimiz yoktu ki güneşin batışına ne kadar zaman kalmış olabilirdi bilmiyordum.

Bennara'yı kucağıma alıp, örtüyü kundak yaptım. Ellerimi boşta bırakmalıydım. Su ve ekmek dilimlerini de bu kundağa koydum. Mutfaktan lazım olur diye aldığım çakmak ve çakı da cebimdeydi. Etrafa bir göz gezdirdim ve lazım olabilecek ağırlık yapmayan nesneleri kolaçan ettim. Daha fazla nesne bulamayınca girişe geri döndüm.  Derincene bir nefes aldıktan sonra kucağımda Bennara ile birlikte dışarıya adımımı attım. Temkinli bakışlarımla etrafı son kez kolaçan ettim. Keşke evin anahtarı olsaydı kilitlerdim ve geri döneceğimiz zaman  tedirgin olmazdık. Şimdi aklıma geldiği için kendimle ne kadar gurur duysam az. Olsaydı eğer annesi kilitlerdi değil mi ? Demek ki yoktu. Yüzümü doğuya döndüm ve beni bekleyen bilinmezlere doğru ilerlemeye başladım...

Yorumlar

Popüler Yayınlar